Böyle Bir Yaza Hazırlan


İş yerine alışveriş sitelerinden gelen kolileri eve taşıyorum. Yaman için en güzel oyuncaklar bunlar. Yukarıdaki maketin kutu kapağının üzerine "böyle bir yaza hazırlan" post it'i yapıştırmış. Açınca bu sahil manzarası çıktı. Benim fularım deniz olmuş, denizde ilerleyen yelkenli tuvalet kağıdından. Şezlongların tepesindeki şemsiyeler Algida dondurmaların disk kapaklarından. Yalnız özellikle sağ tarafta tentenin altındaki iki tabure ayrıntısına dikkatinizi çekerim. O gölgelikte şezlongları kiralayan adamlar oturuyor. Kutumuz Trendyol.com.tr.

Bu da Markafoni.com.tr kutusundan. Daha eski bir çalışması.

Klasik Bir Ballıca Günü


Ben bol bol uyudum. Yaman içinse her zamanki gibi bol hareketli bir gündü. Meyve toplamış, ben uyurken bahçe bellemiş, sulama yapmış, voleybol oynamış, Zeynep Teyzesinin kete hamurlarını çiğ çiğ götürmüş, mangal başı muhabbetlerine katılmış. Yalnız sanırım oksijen çarptı. Bugün bile kendimize gelemedik. Hala sersem gibiyiz.

Rembrandt ve Çağdaşları


Taaa 22 Şubat'tan beri ha bu hafta giderim, ha önümüzdeki hafta giderim derken, az kalsın kolleksiyon Hollanda'ya geri dönecekti. Neyse ki bugün attık kendimizi dışarı. Erkenden yollandık. Yağmur var demişlerdi ama hava nefisti. Bu arada yukarıdaki pozu benim vermem gerekiyordu. Çünkü figür kadınmış aslında. Bu portreyi ciddi ciddi erkek portresi sanıyordum. Kadınmış. Feci çirkin bir kadın oluyor bu durumda. Ancak 1600'lü yıllarda betimlenen bütün Felemenk kadınları böyle valla. Demek ki çirkinlermiş kardeşim.
Sabancı Müzesinin girişinde bir havuz var. Nilüferler açmıştı. Ben fotoğrafı çekerken bu kurbağayı farketmedim. Bilgisayara kaydedince gördüm. Fotoğrafıma misafir olmuş.

Ve sesli kılavuzu takdimimdir. Ya ben her müze gezisinde insanların ellerinde bu sesli kılavuzu görüp düşünürdüm. Bu ne anlamsız bir şey, fotoğrafların yanında zaten açıklamaları yazıyor. Acaba Türkçe İngilizce dışında farklı dünya dillerinde mi anlatıyor falan diye düşünüyordum. Yaman anne biz de alalım dedi. Gitti iki tane kaptı geldi. Yahu bu alet her tabloyu en ince ayrıntısına kadar uzuuuun uzuuuun anlatıyormuş. Resmen resim okuması yapıyor. Yaman kilitlendi tabii. Okuması güçlü değil ama dinlemesi acayip gelişkin. Herhalde bir işlev güçsüzse diğer işlev mecburen aşırı güçlü oluyor. Normalde her resme iki dakka bakıp hadi gidelim diye tutturan çocuğu bu sefer müzeden zor çıkardım. Müze çıkışında resimlerin hikayeleri üzerine uzun uzun konuştuk. Evde heyecanlandığı resimleri halasına da anlattı. En altta onu en çok heyecanlandıran resim ve resmin sesli kılavuzdaki hikayesi yer alıyor.

Felemenk ressamlar günlük yaşamı o kadar güçlü ve ayrıntılı betimlemişler ki, dönemin koşullarını, geleneklerini, toplumsal yaşamı bir tarih kitabı okur gibi öğrenebiliyorsunuz. Felemenk resminin çevre ülkelerdeki sanattan ayrıldığı en önemli nokta,  ressamlarının yaşamı bütün yönleriyle betimlemeleri. Onlar avam yaşamını, alt sınıfların genelevlerde ve hanlarda eğlenmeleri gibi konuları da seçmekten çekinmemişler. Bu resimler öğretme ve keyiflendirme amacına hizmet ediyorlar. İnsanları ahlak dışı davranışlar ve aşırı içki konusunda uyarırken, güldürmeyi de amaçlıyorlar.

Bir sürü sürprizli, mesaj kaygılı tablo var. Mesela birinde yanında bir fahişenin uyukladığı ayyaş bir adam paltosunun çalınmakta olduğunun farkında bile değil. Adamın sırtını dayadığı duvarda asılı baykuş resiminin altında da bir özdeyiş; Dinlemek istemeyene yardım etmeye ya da onu aydınlatmaya çalışmanın anlamsız olduğu yazılı.

Kolleksiyonda ayrıca dönemin eşyaları, objeleri de yer alıyor. Bardaklar, tabaklar, seramikler, baharatlıklar, süs eşyaları, cenaze şiltleri ve daha neler neler. Bir sürü fotoğraf çektim, çok ilginç objeler vardı. Ancak flaş yasak olduğundan bir çoğu net değil. Net olanlardan 1-2 örnek koyayım bloga. Ama anlatmakla bitecek gibi değil. Mutlaka gidilmesi, görülmesi gereken çok önemli bir kolleksiyon. Buraya koyduğum üç beş resim/obje sizi aldatmasın. Orada koca bir dünya var.  

Bu çok ilginçti. Çocuk oyunları desenli seramik karolar. Bunlar evlerde genellikle ocağın çevresinde kullanılırmış.

Aşağıdaki kupa'nın hikayesini müzenin bilgilendirme levhasıyla birlikte çektim. Bana çok enteresan geldi. Adamlar çocuklar gibi eğleniyormuş ayol.





Bu arada resimlerin gerçekçiliğini nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Fotoğraf kalitesinden bile ötede bir şey bu. Sanki adam yanımda oturuyor. Biraz yaklaşsam nefesini duyacağım. Hele hele kumaşın verdiği duyguyu ve doku özelliklerini yakalamakta öyle ustalar ki, sanki uzansam resme değil de kadının kadife elbisesine dokunacağım. Gerçekten inanılmaz. Hayran olmamak elde değil.

Ve işte Yaman'ı en çok etkileyen tablo ve hikayesi:
"Govert Flinck.İshak Yakub'u Kutsarken. Kitabı Mukaddes XVII. Yüzyıl sanatçılarının bitmez tükenmez konu kaynağıydı. Bu resmin konusu Hz.İshak'la ilgilidir. Yaşlı bir adam olan İshak'ın iki oğlu vardır. Zorlu bir avcı olan Esau ve daha evcimen Yakup. Artık neredeyse kör olan İshak ömrünün sonuna gelmekte olduğunu hisseder ve büyük oğlu Esav'ı ilk çocuğu olarak kutsamak üzere yanına çağırır. Ama karısı Rebecca ve küçük oğulları Yakup, İshak'ın Esav yerine Yakup'u kutsamasını sağlamak için bir plan yapmışlardır. Rebecca nefis bir keçi kızartması yapacak, Yakup'ta ağabeyiymiş gibi davranacaktır. Babasını inandırmak için Yakup ellerini keçi derisiyle kaplıycak, böylece İshak büyük oğlu Esav'ın kıllı ellerini tuttuğunu sanacaktır. Hileleri işe yarar. Ama daha sonra Yakup çılgına dönen ağabeyinden kaçmak zorunda kalır. Govert Flinck bu öykünün en önemli anını resmetmiştir. Yaşlı İshak oğlunu kutsamak üzeredir. Bir elini Yakup'un keçi derisiyle kaplı elinin üzerine koymuş, öbür elini de kutsama amacıyla kaldırmıştır. Rebecca ve Yakup merakla hilelerinin başarılı olup olmadığını anlamaya çalışmaktadır. İshak için hazırlanmış kızarmış keçi budu arka planda görülmektedir. Alman asıllı Govert Flinck Rembrandt'ın en yetenekli öğrencilerinden biriydi. Çıraklık döneminin hemen ardından yaptığı bu resimde ünlü ustanın etkisi çok belirgindir. Bu etki resmin sıcak renklerinde, genel tarzında ve Flinck'in resimdeki kahramanların duygularına verdiği ağırlıkta görülmektedir. Dağınık sakallı yaşlı adam figürü adeta bir Rembrandt resminden çıkıp gelmiştir."
Çıkışta kendi kendimizi çekmeye çalıştık. Arkada deniz de görünsün istedik ama herşey yarım yamalak olmuş. Olsun. Güzel bir gündü. Kolleksiyon geri dönmeden gidin-görün-hayran kalın.

Sabah Müzikleri ve Haberler

Ünzile ne kadar güzel bir şarkı ya. Her dinlediğimde başka bir hayran oluyorum.

Sabah radyoda dinledim: Yıllardır şiddet gördüğü kocasını öldüren kadın tahliye edilmiş. Bu karar adi herifleri durdurur mu? Keşke.  

Beyyliiz Candır

Benim içki dağarcığım yoktur. Bira, şarap, rakı. Başka bilmem. İş yerinden bir arkadaşımın yurt dışından abisi geldi. Kızcağız bu aralar mutsuz olduğumu görünce benim için Duty Free'den  hediye siparişi vermiş. Dün bir şişe Baileys'le geldi. Bilmediğim tatlar konusunda tutucu biri olduğum için acaba içebilir miyim, içemez miyim. Bir de öyle tatlı içkileri de pek sevmem. Hani barlarda tatlı tatlı bir içkiler içerler ya, benim midemi kaldırır öylesi. İnternetten baktım, bir sürü tarif var. Kahveyle karıştırmak uygun geldi. Ya bu nasıl muhteşem bir şeymiş böyle. İzzet gelirken duty freeden bana 3-4 şişe al la. Burada dünyanın parası. Ben sana geldiğinde nakden takdim ederim canım benim. Beni bu ara içkiye boğun arkadaşım. Zira ayık kafa çekilmiyor bu hayat.   

Android

Bu yeni iş beni bitiriyor. Beynimi tüketiyor. Öyle bir hale getiriyor ki, bir süre sonra insanların söylediği basit sözcükleri anlayamaz hale geliyorum. Mesela sigaraya inebilir miyim diye soran birine bakakalıyorum. Söylediği kelimeleri duyuyorum ama ne anlama geldiklerini çıkaramıyorum. Ve bunu burada anlatırken abartmıyorum. Demek ki şimdiye kadar o şikayet ettiğim, çok yoğun çalışıyorum dediğim zamanlarda bile abartıyormuşum. Ben ciddi anlamda android modunda çalışmamışım hiç. İşte asıl şimdi androide bağladım. Direkt c vitamini almak için her sabah 1 limon suyu içiyorum. Her gün 1 farmaton yutuyorum. Gene de gün sonunda tükenmiş, bütün içim çekilmiş vaziyette eve geliyorum. Bugün Rukiş'le birlikte olduk. Yaşadıklarımı anlattım. Bu arada Avusturalya'da yaşayan yeğenimiz Aylin geldi. Bir kaç saat onlarla birlikte olduk. Aylin Avusturalya'da yaşlı hastalıkları ve iç hastalıkları uzmanı. Orada öyle yaşlı hekimliği varmış.  Eşi de genel cerrah. Çok tatlı bir de kızları var. Ayline nasıl daha iyi yaşlanırım dedim. Yani alzeimer falan olmadan. Zira bu iş bu tempoda sürerse beynimin durumu beni ürkütüyor. Aylin vitamin falan tarzı şeylerin bir işe yaramadığını, en önemli şeyin egzersiz olduğunu söyledi. Sadece zihinsel egzersiz değil, asıl bedensel egzersiz alzeimerın önlenmesinde çok önemliymiş. Bir de her akşam 1 kadeh kırmızı şarap. Buraya da yazıyorum ki unutmayayım. Zira yarın sabah hatırlamayabilirim. Rukiş bu yorgunluğuma üzülüyor, rahat etmemi istiyor. Riske girip, kendi işimi yapmamdan yana. Benim kadar temkinli biri için ürkütücü bir düşünce. Bu işten emekli olup, sonra kendi işimi yapmak istiyorum. Şunun şurasında sadece 5 yıl kaldı. O da yaş beklediğim için, yoksa günüm doldu. Ancak bu son yılları iyi değerlendirmeli, emeklilik sonrası yapacağım iş için iyi düşünmeliyim. Gerçekten mutlu olabileceğim, seveceğim bir iş olmalı. Ve bu iş için şimdiden hazırlanmalıyım.

Araştırma Soruşturma

Ayvalık'ta veya Cunda'da tam gün yaz okulu var mıdır? Ama öyle kalmalı değil. Yani kamp olmayacak. Sabah gidip akşam eve dönmeli, bildiğiniz klasik tam gün yaz okulu arıyorum. İnternette ne kadar araştırdıysam bulamadım. Osmanlıca Yaz Okulu dahi buldum ama çocuklar için yaz okulu yok. Gören bilen varsa, haberlerinizi bekliyorum.

Yorgun

Çok çok ama çok yorgunum. Yeni işim öyle yoğun ki, hadi şu da bitsin, bu da bitsin diyerek tuvalete gitmeyi ertelediğim için akşam servisine son anda yetişebiliyorum. Akşam servisi dediğim fazla mesai servisi. Saat 20.05'te kalkıyor. Hatta daha çok çalışmamız için 22.00 servisi bile var. Zaten plaza ortamı bir ömür törpüsü, her şey koşturmayla. Bir de yeni dünya düzeninde çaycı-temizlikçi v.b. meslekleri de ortadan kaldırdıkları için herkes kendi çayını kahvesini kendisi almak, bulaşığını kendisi yıkamak zorunda. Bu durumda çay için kuyruk, bulaşık için kuyruk, yemek için kuyruk, asansör için kuyruk. Ben asansör yerine merdivenleri kullandığım için binayı terketmem daha uzun sürüyor. Sürekli koşuyorum. Sırf işi yetiştirmek, sıra beklememek ve bulaşık yıkamamak için çay kahve içmeyi de kestim. Sadece su içiyorum. Onu da sık sık koşa koşa mutfağa gitmemek için pet şişe suları kafaya dikerek hallediyorum. Bu koşturmacayla an itibariyle 2 kilo verdim. Bunda sizlerin sözünü dinlememin de etkisi oldu. Çiğ besin takılıyorum. Yemekhanede de beklememek için sadece salata ve yoğurt alıyorum. Yaman ise saldım çayıra mevlam kayıra. Uyku saatleri, uyku öncesi okuma alışkanlıkları hepsi yerle bir oldu. Bu durum canımı sıkıyor ama şu anda yapabileceğim hiçbir şey yok. Zira kafamı toparlayamıyorum. Eve gelince, yoğurtla İzo'nun Avusturya'dan gelirken getirdiği yiyecek paketlerinden çıkan yulafı yiyorum ve yığılıp kalıyorum. (İzo hakkaten ben gizli mesajı şimdi algıladım. Ya sen beni gerçekten iyi tanıyorsun. Bir şeyi bana direkt söylemeden işaret etmen, dikkatimi o konuya yöneltmeyi sağlaman gerektiğini çok iyi çözmüşsün. Kilo vermelisin demek yerine yulaf, kuşkonmaz gibi düşük kalorili yiyecekler getirmek akıl fikir işi valla.) Sanırım bu yeni iş oluşumunun rayına oturması yılın sonuna kadar sürecek. Önümüzdeki günlerde galiba 22.00 servisine zor yetişir olacağım. Bu yıl da bahtıma bu iş düştü. Daha planlı olmalıyım. Şimdi Yaman'ı alıp sahile temiz havaya çıkayım biraz, iki oksijen alayım, yüzüm gözüm güneş görsün, gökyüzü görsün.

Kutlama

Bir haftada 800 gr vermişim. Yaman'la iğde ve erik pestili yiyerek kutlama yapıyoruz. Hayır hayır telaş yok. İğdenin 100 gramı 50 kalori, pestilin 100 gramı 350 kalori falan. Zaten herhalde en fazla 30 gram falan ancak yiyebilmişizdir. Ceren'in Japonya'da burnunda tüten yiyeceklerden biri de erik pestiliymiş. Cereni pestil kemirirken görünce birden aklıma ben çocukken anneme köyden (Kastamonu) gelen erik pestilleri gelmişti. O zamanlar bu kadar tatlı olmazdı bu pestil, sanırım şu anda şeker basıyorlar, ya da glikoz. Hatırlıyorum aşırı ekşi olduğundan pek yemezdim. Ancak Ceren'in yediklerini deneyince sevdik. Cumartesi Rukiş'le Akatlardaki Boğaziçi Kuruyemişçisinden bir paket aldık. Şimdi böyle sosyetik kuruyemişçilerde yöresel lezzetler adı altında satılıyor. Kuruyemişçi sadece Kastamonu'da yapılır, son paketi siz aldınız dedi. İşte çocukken yüzüne bakmadığımız ve günümüze göre milyon kat doğal olduğuna emin olduğum pestile şimdi tonla para veriyoruz. Yöresel lezzet. Yöresel. Hay Allam, sonunda yiyecek işine giricem ben.

Dilek Günü

Ben 23 Nisan'da Büyük Ada'ya ilk kez gittim.

Tesadüf eseri tenha ve çıkışı çok rahat bir yol bulduk. Çok kolay ulaştık tepeye.

Yaman yol boyunca çiçekler topladı, kelebekleri kovaladı.

Çok güzel bir baharı karşılama seremonisi gibiydi. Kiliseye giriş kapısındaki izdihamda linç ediliyordum. Yaman'la Halası fizik avantajları sayesinde kalabalıktan rahatça sıyrılıp içeri girmeyi başardılar. Ama ben bu iri yarı bedenle bi gıdım ilerleyemedim. Bugün kendime söz verdim. En az 15 kilo vereceğim ve bir daha almamak için de ne gerekirse yapacağım. Girişte mum yakılıyor, kilisede herkes kağıda dileklerini yazıp kutuya atıyor. Yaman gizli gizli yazdı, hiçbirimize göstermedi. Ben yazarken de dedi ki anne dileklerinin arasına şunu da yaz; çocuğumun bütün dilekleri gerçekleşsin. Bu pratik öneri çok işime geldi, benim ve tüm sevdiklerimin bütün iyi dileklerinin gerçekleşmesini diliyorum yazdım. Hmmm ama dönüş yolunda spesifik bir dilek dilemeden de geçemedim.

Böyle bir ev diledim. Hatta direkt bu evi diledim.
Hem ev, hem evi saran mor salkım kokuları, hem evin bulunduğu yokuşun manzarası yüzünden bir türlü kopamadık oradan.

 (Bu arada Yaman ağzından kaçırdı, bir köpeğinin olmasını dilemiş. Böyle bahçeli bir evimiz olursa köpeğimiz de olur zaten dedi.)

Alive

Cuma sabahı, Hakan Kırkoğlu burç yorumumda şöyle demişti; bugün hayat görüşünüzü sorgulayacağınız bir gün olacak. Burcumda öyle yazdığından olsa gerek:) o gün bol bol hayatımı sorguladım. Akşam eve gelip zırıl zırıl ağlarken Yaman ara karnesini uzattı. Geçen dönem Geliştirilmesi Gerek şeklinde işaretlenen tüm davranış notları iyiye yükselmişti ve bu benim o gün aldığım tek güzel haberdi. Neyse ki Hanife 3 günlük tatil fırsatını kaçırmayalım dedi atladı geldi. Beraber olmaya ihtiyacım vardı. Dün Yaman Bilsem'in sınavına girdi. Halasıyla birlikte bahçede bekledik. Sınav sonrası bazı sınıf arkadaşları ile beraber biraz takıldık. Çocuklar oynarken biz yorgun anneler öyle tatlı tatlı sohbet ettik. Bu sefer okul, dersler, öğretmen vb konulardan değil de sağdan, soldan, hayattan hoşbeş ettik. Sonra Hanifeyle biraz Kadıköy'ü gezdik. Dükkanlara baktık. Yoruldukça çömdük bir şeyler içtik. Tabii ben Hanife'nin beynini yedim. İşteki tüm mutsuzluğumu kustum. Sanırım iş hayatımın son 5 yılı çok büyük buhranlarla geçecek. Çok berbat bir bitiş olacak. Artık vahşi kapitalizm deyimi yaşanan vahşeti karşılamıyor. Neyse öyle yorulmuşuz ki, akşam eve gelir gelmez uyuyakaldık.
Bugün için çok güzel planlarım vardı. İlk durak Karaköy, güzel ballı börekli bir kahvaltı ve Van Gogh Alive sergisiydi.
Bu sergiye gelmeyi özellikle Yaman için çok istiyordum. Yaman görmeyi, dokunmayı, hissetmeyi, içinde olmayı seven bir çocuk. Bu bakımdan serginin tam Yaman'a göre olduğunu düşündüm. Bir kere gerçek tabloların sergilenmiyor oluşu bizim için harika. Adam dokunmak istiyor çünkü. Ayrıca resimlerin dev boyutlarda ve inanılmaz bir netlikte duvarlara yansıtılması eğitsel açıdan da bir fırsattı. Duvarlara resimlerinin yanı sıra, mektuplarından alıntılar da yansıtmışlar. Yıllar yılı niyetlenip niyetlenip sonradan unuttuğum için bir türlü Theo'ya Mektuplarını alıp okuyamamıştım. Yansıtılanları okurken Van Gogh'un aynı zamanda çok iyi bir yazar olduğunu düşündüm. Çok güçlü, en az resimleri kadar etkileyici cümleler.
Seçilen muhteşem klasik müzik parçaları eşliğinde o devasa resimlere bakıp, alıntıları okuyup büyülenmemek mümkün değil.
Evet gelelim en can alıcı noktaya. Sergi giriş ücreti 0-12 yaş ücretsiz, öğrenci 8 TL, yetişkin 15 TL. Bana bu aralar her şey pahalı geliyor. Sanatın kıymeti parayla ölçülemez helbet ama pahalı geldi. Hemen yanda İstanbul Modern var mesela, hadi bir de orayı gezek dedik, oranın girişi de 15 TL olmuş. Hülen bari Van Gogh sergisini gezenlere bir daha bilet kesmeyin. Girmedik valla. Sabancı Müzesine Hollanda'dan özel kolleksiyon gelmiş,  Rembrandt ve Çağdaşları Sergisine gitmeye karar verdik. Hem oraya davetiyemiz de vardı. Ancak saatlerce otobüs bekledik. Nedense otobüslere kıran girmişti. Emirgana kadar gidemeyeceğimizi anlayınca o zaman Ortaköye gidelim dedik. Ancak Ortaköy'ün mahşeri kalabalığına girince anladım ki insan 22 yaşından sonra Ortaköy'e gitmemeli. Oradaki mafyöz çay bahçelerini, pislik içindeki yeme içme yerlerini, birbirinin aynı beş para etmez takıları bi dünya fiyata kakalamaya çalışan tezgahları unutmuşum hep. Sahi artık farklı bir kolye bulamıyorsun. Bulursan da o kolye kesin tasarım kolye oluyor ve insanın dudağını uçuklatan fiyatlara satılıyor. Çok mu cimrileştim ben? Bilmiyorum. Ama yaşlanıyorum orası kesin. Ayaklarım bu vücudu taşımıyor artık. Gerçi bunda sigarayı bıraktıktan sonra aldığım kiloların* da payı olabilir. Şu anda ayaklarımı tepeye diktim, yarın Ada yollarında beni ortada bırakmasın diye dinlendiriyorum. Evet ilk kez 23 Nisan'da Büyük Ada'ya gideceğim. Bakalım dilek dileyelim, şu işten kurtulmak için ne gerekirse yapalım. Acaba tepeye kadar hiç konuşmadan yürümeyi başarabilecek miyiz? Bakalım. Biraz daha dinleneyim sabah için ekmek pişireceğim. Ada'ya yolluk olarak, keçi peynirli/kurutulmuş domatesli sandviçler hazırlayacağım. 

*Et yemeyenler bu Dukan diyetini nasıl yapacak bilen var mı aceba?

Nooluyoruz?

Bugünü atlatabilirsem sanırım bir daha sigara içmem. Sigarayı bırakalı neredeyse 6 ay oldu. Hiç bugünkü kadar yoksunluk çekmemiştim. Sanki sigarayı bırakalı daha 1 saat olmuş gibi nikotin istiyorum. Çıldıracak gibiyim. Biri bir destek verse hemen başlayacağım. Şu anda bilgisayar masasının üzerinde Mehmet'in paketi var. O bana bakıyor ben ona. Gidip kendime bitki çayı yaptım. Sigara içerken yaşadıklarımı düşünüyorum. Sağlığım dışında vaktimi de çalıyordu. İş yerinde neredeyse saat başı dışarı çıkmam gerekiyordu. Evde gözüm hiçbir şey görmez olmuştu, elimde sürekli sigarayla gezer olmuştum. Yaman'a bile zaman ayıramaz olmuştum. Tekrar o günlere geri dönmek istemiyorum. Şu anki krizin sebebinin iş değişikliğinin verdiği mutsuzluk olduğunu biliyorum. Sanki sigara bu mutsuzluğumu biraz olsun hafifletecekmiş gibi hissediyorum. Oysa mutsuzluklarımın arasına bir de sigara bağımlılığı mutsuzluğunu da eklemek istemiyorum. Dayanmalıyım. Uyumam gerek. Uyursam unuturum belki. İyi bir gündüz uykusu.

MUBİ Günlük Taze Film!

Ama mesela bir Sex & The City 2’yi hiçbir zaman görmeyeceksiniz bu platformda.

Bundan iki yıl önce Kanat Atkaya yazmıştı MUBI'yi. O günden beri Türkiye'ye ne zaman gelecek diye yollarını gözlüyordum. Sonunda başladılar. Şu anda Türkçe alt yazı sorunu var. Bununla ilgili MUBI destek hattına yazdım. Hemen cevap yazdılar. Türkçe alt yazı özelliğini eklemeye başlamışlar. Mesela bu günün filmi olan Kim Kiminle Nerede?(Woody Allen) filminde Türkçe alt yazı mevcut. İngilizce sorunu olmayanlar için zaten sorun yok. Bir güzellik de şu ki, İstanbul Film Festivali aynı anda ücretsiz olarak MUBI'de yayınlanıyor. Evet festival sinemada olur kardeşim dediğinizi duyar gibiyim ama MUBI festivali internete taşıdı. Bence hiç de fena olmadı. Her güne yeni bir film için ayda sadece 4.99 TL fiyat bana çok mantıklı geliyor. Umarım Türkçe dublaj sorununu çabuk çözerler.

Şu anda denemek için Facebook hesabınızla MUBI'ye giriş yapıp 7 gün ücretsiz film izleyebilirsiniz.

Yaman'ın İsim Annesi


Yıllar yılı Yaman Okay'ı ve yaşadıkları aşkı öyle güzel anlattı ki, hep bir gün oğlum olursa bu kadar çok seven ve bu kadar çok sevilen bir adam olsun diye geçirdim içimden. Yaman'a ismini veren Meral Okay oldu aslında. Ben çok etkilendim onun aşkından. Hem Yaman Okay'a olan aşkından, hem yaratma aşkından hep etkilendim.

Plaza Manzaraları

Bünyeyi plaza ortamına alıştırmaya çalışıyorum. Mutfakta bir makine var çikolatalı capuccino bile servis ediyor. Plazanın her köşesi ikili ikili sohbet eden mini etekli kızlarla dolu. Genel konular meridyen terapisi, baş ağrısını geçirmek için reiki enerjisi kullanma, bilinçaltına yönelik subliminal mesajlar, saç modelleri, ruj renkleri, sürme çekmenin püf noktaları (ay kirpiklerinin arasına tozlu kalın bir çubuk sokup gözlerini kapatıp çektiriyorlar) ve pilates egzersizleri. Bugün mutfakta kızlardan biri bacağını uzatıp bak bu hareket iç bacak çalıştırıyor dedi, öbür kız da ben dış bacak çalışıyorum dedi. Dönüp bakmamak için kendimi zor tuttum dolayısıyla hareketleri öğrenemedim. Plaza insanı olacaksam taşralılara özgü arkadaş canlısı davranışlarımdan kurtulmaya çalışmalıyım. Genelde insanlar çevrelerine ilgisiz, fazla kendi alemlerinde takılıyorlar. Meraklı bakışlara hayırdır arkadaşım edasıyla baktıkları da oluyor. Oysa her şeyleri aynen arzu ettikleri gibi o kadar ilgi çekici ki, insan gördükleri ilgiyi doğal karşılamalarını bekliyor. Binanın sadece 6 katı benim çalıştığım kuruma ait. Geri kalan katlar çeşitli çok uluslu şirketlere kiralanmış. Çok yabancı var. Ben asansöre binmediğim için kaç katlı bir bina olduğunu bilmiyorum. Evet 6.kattayım ve 6 katı merdivenle çıkıyorum. Sabah, öğlen, akşam sadece merdivenleri kullanıyorum. Belki bu sayede sigarayı bıraktıktan sonra aldığım 6 kiloyu verebilirim. Akşamları eve önceki iş yerime göre 45 dakika erken geliyorum. Yaman'ı alıp hemen parka çıkıyorum. Ben şu havada yürüme aletiyle spor yaparken, Yaman da arkadaşlarıyla oynuyor. Belki bu sayede, sigarayı bıraktıktan sonra aldığım 6 kilodan önceki fazlam olan 10 kiloyu da verebilirim. Tamam toplam 16 kilo vermek büyük hayal. Olsun, umut insanda.

Plaza İnsanı

22 Yıllık çalışma hayatımın bundan sonraki kısmını plaza insanı olarak geçireceğim. Sadece stiletto ayakkaplarım eksik. Şaka bir yana, bugün yeni yerimde ilk günümdü. Camların açılmadığını görünce fenalıklar geçirdim. Kendimi büyük bir akvaryuma tüpsüz dalmış gibi hissettim. Bir ara boğulur gibi oldum. Asansöre nasıl bindiğimi, kendimi kapı dışarı nasıl attığımı bilemedim. Hayır gerçek hava yok, klimalar da ayarlanmıyor, merkezi sanırım, 25 dereceye ayarlamışlar. Doğru sıcaklık 22 değil mi? Bugün kendime gelemedim. Yarın binanın kontrol merkezini bulmam ve insan sağlığına uygun sıcaklık derecesini ve havalandırma sistemlerini denetlemem, adamları doğru bir sisteme ikna etmem gerek. Yoksa bir gün benim cenazemi çıkarırlar oradan.

Öfffff

Ne sıkıcı bir gün. Tam da sınava uygun boğucu bir hava. Bütün öğrencilerin sıkıntısını içimde hissediyorum. Sanırım yataktan hiç çıkmayacağım.

Orangutanlar Üzerinden Felsefe

Animal Planet kanalında Orangutan Adası diye bir belgesel var. Bana göre acayip gereksiz bir program. Bir grup araştırma görevlisi orangutanların doğumlarından itibaren yaşamlarını inceliyor, o kadar ayrıntılı ki, orangutanlar için ayrılan doğal ortam, fiziksel gelişimleri, sosyalleşme becerileri, başlarından geçen olaylar ve hatta geri dönüşlerle hatırlatmalar bile yapıyorlar, işte yavruyken nasıldı, sakatlanmadan önce nasıldı, araştırmacıların büroları, bütçeleri bilmem ne, gereksiz dökümanter bir program. Yaman bu belgesele bayılıyor. Animal Planet’in bütün belgesellerini seviyor ama Orangutan Adasını başka türlü seviyor. Her sabah kahvaltı ederken mutlaka bu belgeseli izliyor. Ben orangutanları ayırt edemezken Yaman hepsinin ismini ezbere biliyor. Şimdi orangutanlar aşırı çoğaldıkları için onlara ayrılan doğal yaşam alanı yetmez oldu, araştırmacılar da yetkili mercilerden yeni bir yerleşim alanı talep ettiler. Bir yandan da orangutanları inceliyor, yeni yerleşim alanına gidecek olanları belirliyorlar. Öyle rastgele götürmüyorlar. Ben arada mutfağa gidip geldiğimden tam izleyemediğim için olayı anlayamadım. Neye göre seçtiklerini sordum. Yaman sosyalleşme becerileri gelişenler özgürleşiyor dedi. (Nedense yeni yere gidecek olanların daha özgür olacağını düşünüyor) Öyle şey olmaz dedim, sosyalleştikçe özgürleşilmez tutsaklaşılır. Hayır annecim dedi, sosyalleşenlerin hayatta kalma becerileri de daha gelişkin oluyor. Yeni ortama daha rahat uyum sağlıyorlar. Bence dedim bunun sosyalleşmekle alakası yok, kişisel becerilerinin gelişimiyle ilgili. Yoksa görmüyor musun, iktidar mücadeleleri, kavgalar, gürültüler, gereksiz bir yığın ilişki. Sosyalleşmek özgürleştirmez tutsaklaştırır. Başkalarının doğrularına mahkum eder. Hayır anne dedi anlamıyorsun, sosyalleşenler birbirleriyle yardımlaşıyorlar. Yardımla hayatın kurtulabilir. Yardımlaşmakla tutsaklığın ne alakası var? Sadece kavga edenleri görüyorsun, sarılıp öpüşenler de var. Bu sabah anladım ki yanılmışım, meğer belgesel hiç de gereksiz değilmiş.

Ayrıca ben bu aralar neden böylesine karamsarım bilmiyorum.

Durumlar

Murathan'ın sağ gözüne arkadaşıyla şakalaşırken kıymık parçaları girmiş. Arkadaşını korumak için bize mi böyle anlatıyor, yoksa maç sırasında çıkan bir anlaşmazlık yüzünden didişirken mi oldu bilmiyoruz. Beş gün hastanede yattı, göze sürekli ilaçlar sıktılar, serumlar verdiler, yoğun antibiyotik tedavisi uyguladılar. Beş günün sonunda göz ilaçlarına devam etmek üzere eve çıkardılar. Dün kontrole gittiğinde doktorlar bekledikleri gelişmeyi göstermediği için ilaçları değiştirmişler, cumaya gelin, gene bir iyileşme olmazsa tekrar hastaneye yatıracağız demişler. Belki ameliyata alınması bile söz konusu olabilirmiş. Canım çok sıkkın. Masum bir oyun sırasında geçirilen bir kazanın sonuçları çok ağır olabiliyor. Gözünün zarar görmeden kurtulması için dua ediyoruz. Yaman da hastalandı. Bugün okula gidemedi. Gene göğsüne indi. Artık antibiyotik kullanmak istemiyorum. Diş diş sarımsak yediriyorum. Neyse ki seviyor çiğ sarımsak tadını. Akşam da çorba, bol soğanlı bir bulgur pilavı, tavuk ve gene bol sarımsaklı bir cacık yedi. Umarım her iki oğlumuz da çabuk iyileşir.

Sokak Kedileri


Yaman'a kedi alamadığım için vicdan azabı çekiyorum. Ama gerçekten gücüm yok. Çektiğim azabı biraz olsun hafifletmek için Yaman'la her hafta sonu sokak kedilerini besleme ve sevme turları yapıyoruz. Bugün besleyemedik, çünkü sabah çıkarken yiyecekleri evde unutmuşum. Sadece sevgiyle yetindiler.

Ne Sanıyordum Ki!

Sanki her şey böyle sonsuza dek sürecekmiş gibi. Her şey sabitmiş gibi. Annem sıcak cizlemeçleriyle sonsuza kadar beni bekleyecekmiş, Yaman hep dokuz yaşında kalacakmış, her sabah okula gidene kadar, hadi oğlum hadi oğlum dedirterek beni çıldırtmaya devam edecekmiş, Mehmet beni hep sevecekmiş, ben hep işe gidecekmişim, gücümü kuvvetimi hiç yitirmeyecekmişim. Ölüm yokmuş. Her şey bir gün yok olmayacakmış.

Bundan dokuz yıl önce bir iş arkadaşım intihar etmişti. Şu aralar yaklaşık 5-6 arkadaşım yaşamın ne kadar anlamsız olduğundan, intihar düşüncelerinden söz ediyor. Lafın gelişi yaşama ikna sözcükleri dökülüyor ağzımdan ama söylediklerim beni de pek ikna etmiyor. O zaman çok kızmıştım arkadaşıma, yaşamdan daha değerli bir şey var mıydı? Böyle bir şeyi nasıl yapmıştı? Şimdi düşünüyorum da neden yaşayacaktı ki? Sadece ben öyle istiyorum diye mi? Peki ya 0nun için bir değeri kalmadıysa yaşamanın? Yaşamdan daha iyi bir önerim var mıydı ki? Dokuz yıl sonra. Onu özgür kılınca acım da dindi.

Not: Bu yazı endişe yaratmasın. Öyle değil. Hani bir şey olur ve bu senin hayatındaki bir düğümü çözer ya. İşte öyle bir şey.

Güneşi Kaçırma


Ödevlerini bitirmeden dışarıya çıkamazsın dedim. Odasına kapandı. Sonunda çıktı ve şöyle dedi, anne sadece sekiz soru kaldı ama ben güneşi kaçırmak istemiyorum. Haklıydı. Çıktı arkadaşına baktı, bulamadı, tek başına gezinip durdu, bir ara camdan parka doğru seslendim, beklemediğim bir şekilde sesi aşağıdan geldi, baktım bahçede uzanmış sapan yapmaya çalışıyor. Otur da bir poz ver dedim. Ayakkabıları çamur içinde, elinde bir dal parçası saatlerdir oyalanıyor. Seviniyorum. Hiçbir reklamdan etkilenmemesi, oyuncak diye tutturmaması, kendi oyuncaklarını kendisinin yaratması beni mutlu ediyor. Hem çok da ekonomik buluyorum:) Tüketim toplumuna uygun bir çocuk olmadığı için mutluyum.

Yatak Döşek

Fotoğrafımı çizgi romana dönüştürdüğüm için öyle durmuyor, gerçekten dudağım öyle bükük. Öyle mutsuzum ki. Öyle dertliyim ki. Öyle hastayım ki.


İşimle ilgili üzücü gelişmeler oldu. O kadar üzülmüşüm ki, daha on gün önce bitmesine rağmen tekrar regl periyodum başladı. Aynı ay içinde ikinci kez çekilir gibi değil. Üstüne bir de alnımı koca koca sivilceler bastı. Ergenliğimde bile böyle sivilce dökmemişimdir. Göz göz oluyorlar, sonra patlayıp yaraya dönüşüyorlar. Bademciklerim iltihaplandı. Boğazım kocaman şişti, burnum tamamen tıkandı. Ne ağzımdan, ne burnumdan nefes alamıyorum. Üç gecedir uyumuyorum. Soluk alabilmek için adeta can çekişiyorum. Üzüntüm etimden kemiğimden fışkırıyor. Çok metafizik gelse de psikolojik durumun bedeni etkilediğine sonunda inandım.

Tasarım


Soldaki İKEA tasarımı, sağdaki de benim tasarımım. Yazıcıdan A4 dosya kağıdına siyah beyaz fotoğraflar bastırdım. Laminasyonda sorun olmaması için kalınlaştırmak gerek, fotoğrafların arkasına aşırı kalın olmayan bir karton yapıştırdım. Sonra da lamine edip deldim. Ben deliklerden kendir ip geçirerek birbirine eklemeyi düşünmüştüm. Ama Mehmet plastik kelepçeyle birleştirmeyi önerdi. Fena da olmadı.

Bundan sonraki John Lennon-Yoko Ono serisi olacak.

Bir de çocuk fotoğrafları serisi yapmak istiyorum. Bakalım.

Yaman durur mu?

Hemen girdi devreye kendi tasarımıyla verdi pozunu.

Yıllar Nasıl Geçiyor


Mavi Murathan Yaman
Yıl 2006

Denişik Düşünceler

İnsanın hayattaki tek dayanağının kendisi olduğunu anlaması ikircikli duygular yaratıyor. Bir yandan güvenebileceğin tek kişinin kendin olması çok korkutucu gelirken, bir yandan da cesaretini arttıran bir şey. Çünkü kendine güvenmenin aslında ne demek olduğunu fark etmek güzeldir. Kendini satışa getiremezsin. Kendini yarı yolda bırakamazsın. Kendine tam anlamıyla, gönül rahatlığıyla güvenebilirsin. Sınırlarını veya sınırsızlığını bilirsin. Başkalarının senin için hiçbir şey yapmamasını artık umursamazsın. Çünkü önemli olan senin kendine iyi bakabilmendir. Bu kabul özgürleştiricidir.

Sen varsan her şey vardır. Sen yoksan zaten her şey bitmiş demektir.

Yeni Dönem

Sömestr'de sünnet nedeniyle 1 hafta izin almıştım. Bu bir haftalık iznim sırasında evle ilgili bir çok işi hallettim. Kablosuz internet ve laptop bunlardan en önemlileriydi. Sömestrin bitişiyle hayata geçirmek istediğim uygulamalara da başlamış olduk. Artık Yaman 1 saat geç uyuyor. Eve gelince 20-25 dakika yoga yapıyoruz, ardından yazısını hızlandırmak, harf dizilimlerini daha rahat yapabilmesi içim klavye ile bir paragraf yazı yazdırıyorum. Genellikle Yoga kitabından bir pasaj oluyor. Yazmayı bitirdikten sonra, uyku öncesi kitap okumaya geçmeden önce, benim için en önemli etkinlik olan ünlü ressamların tablolarını incelemeye başlıyoruz. Her akşam 5-6 tablo bakıyoruz. Bedri Rahmi Eyüboğlu Resme Başlarken kitabındaki yazılarında* resim eğitiminde en önemli olan şeyin çocuklara bol bol resim göstermek olduğunu yazmıştı. Yani bizim eğitim sistemimizdeki gibi, çocuğu çizim yapmaya zorlamak, tekniğe boğmak yerine, bol bol eser incelemek gerekirmiş. Yaman'ın şu anda gittiği drama kursunda resim ve müzik eğitimleri de veriyorlar. Merkezin müdürüne resim derslerini sorduğumda, O da çocuğa 15 yaşına kadar resim eğitimi verilmesini uygun görmediklerini söyledi. Ben şimdiye dek Yaman'a şöyle çizmelisin, böyle yapmalısın demek yerine, Yaman'la birlikte veya bağımsız olarak kendim resim yaptım. Hani hep derler ya çocuk kitap okusun istiyorsanız siz okuyun, çocuk ne görürse onu yapar. Ben bunu resme de uyarladım. Resmim hiç iyi olmasa da uğraşıyorum. Beraber resim yaparken kah yardımcı çizim kitaplarından, kah internet üzerinden sitelerdeki güzel resimlere bakarak çizmeye çalıştık. Böyle olunca resim yapmak bir ödevden, bir zorlama olmaktan daha çok bir eğlenceye, sevince dönüştü. Yaman aynı zamanda hikayeye düşkün bir çocuk. Tabloları varsa hikayeleri ile inceliyoruz. Bir sanat eserinin ne zaman, nasıl, hangi koşullar altında yapıldığını bilmenin önemini sanırım Picasso vurgulamıştı. Şimdi internet üzerinden ünlü ressamların tablolarını izlerken şöyle bir yol çizdik. Önceliği Picasso'ya verdik. Temel eserlerini inceledik. Tabii ki Guernica'yı ve hikayesini.

Hikayesi kadar boyutlarının da üzerinde özellikle durdum. Çünkü devasa boyutlardaki bir tablo çocuklara daha da ilgi çekici geliyor. Ben asıl amacı poster ve reprodüksiyon satmak olan olan All Poster sitesini yaptığımız çalışmaya çok uygun buldum. Hem içeriği zengin, hem de resimleri büyütme ya da kısım kısım büyüteçle inceleme yapma imkanı sağlıyor. Üstelik sitenin daha başka güzellikleri de var, tabloyu oda içine yerleştirerek, dekoratif duruşunu inceleme şansı da veriyor.

İkinci ressamımız benim en sevdiğim Matisse. İkarus'un mitolojik hikayesini okuduk, ardından bu hikaye üzerinden resmi yorumlamaya çalıştık. Çok keyifli geceler geçirmeye başladık. Yalnız benim tuvalete gittiğim bir kaç dakikayı, gizlice Facebook'a girerek değerlendirmeye çalışmasına gıcık kapıyorum. Bugün çok konuşkanım ama bu Facebook maceralarımızı da başka bir gün anlatayım.




*Bedri Rahmi bu yazıyı 1940'larda yazdığı için, yabancı ressamların eserlerinin renkli veya siyah beyaz kopyalarının ülkemizdeki eksikliğinden dem vuruyordu. Fotoğrafın ve sinemanın imkanlarına övgüler düzdüğü yazılarından anlıyorum ki, Bedri Rahmi internet çağına erişmiş olsa, dünyanın en bahtiyar hocası olurdu. Bu teknolojinin içine doğanlar için internetin derin bir anlamı yok. Ancak bizim gibi bu imkana yeni kavuşmuş kimseler için çok kıymetli bir kaynak. Geçen akşam eve geldiğimde Mehmet bilgisayarda çizgi roman okuyordu. Yemek yedin mi, naapıyorsun burada diye sorunca, yüzünde mutluluk dolu bir gülücük ve minnetle, ulan bu veletler ne şanslı, benim çocukluğumda internet diye bir şey olsa ne kadar mutlu bir çocuk olurdum dedi. Ancak Mehmet çocukluğunu kütüphanelerde tüm klasikleri okuyarak geçirmiş bir tip. Şimdiki çocuklarsa ya oyun oynuyor, ya Face'te takılıyor. Yasak getiremiyorum, sadece sınırlandırmaya çalışıyorum. Yasak daha cezbedici bir hale getirmekten başka bir işe yaramıyor çünkü. İnternetin insanın zamanını çalan yönünü anlatmaya, doğru kullanımı konusunda uyarmaya çalışıyorum. Bu konuda Selen'den çok işe yarayan bilgiler edindim. Çocuklar için internet güvenliği konusunda önemli bilgiler içeren okul bültenini gönderdi. Çocuklarımızın interneti kullanırken hangi konulara dikkat etmeleri gerektiğini madde madde yazmışlar. Mesela internet üzerinde, sosyal paylaşım sitelerinde; adres, telefon v.b. kişisel bilgiler paylaşılmaması, aile fertlerinin işi, kendisinin hangi okulda okuduğu gibi spesifik bilgiler paylaşmaması, rahatsız eden bir mesaj veya bilgi geldiğinde hemen aileyle paylaşılması gerekliliği, şifre bilgisinin kimseye, en iyi arkadaşına dahi verilmemesi, bilgisayarın zarar görmemesi için yazılım v.b. indirmeden aileyle paylaşılıp, kontrolden geçirilmesi ve daha bir çok konuda zihin açıcı uyarılar var. Keşke bizim okullarımızda da bu tür bültenler yayınlasalar. Bir de Basit Bir Yaşam'ın blogundaki şu yazısında da faydalı bilgiler yer alıyor. Ayyyyhhh bitiremedim yazıyı. Yok yok bu facebook olayını masaya yatıran yazıyı başka bir gün yazacağım. Çok konuştum. İşim var, gücüm var. Gittim.

Lütfen Çalışkan Biri Olayım

Bazı insanlar sürekli enerjik olmayı nasıl başarıyorlar? Acaba tembel bir insan, zihinsel telkin yoluyla çalışkan, pırdöndü birine dönüşebilir mi? Yoksa aslında durum sadece fiziksel yapıyla mı ilgili? Mesela ben et yemiyorum, b-b12-demir eksikliği yüzünden mi bu kadar tembel biriyim? Acaba çalışkanlık öğretilebilir mi?

Bende pozitif psikoloji kar etmiyor. Bunu biliyoruz.
Aldığım avuç dolusu vitaminler de bir işe yaramıyor.
Denemediğim tek şey kaldı, eğitim.

Çalışkan olma eğitimi veren bir yer biliyor musunuz?


Önemli Not

*1*
Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın.Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın.Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın. Bırak çocuk hata yapsın...

*2*
Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak. Çocuğu rahat bırak...

*3*
Bırak çocuk kendisi öğrensin.Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin.Bırak çocuk kendisi öğrensin.Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin.Bırak çocuk kendisi öğrensin.Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin.Bırak çocuk kendisi öğrensin.Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin. Bırak çocuk kendisi öğrensin....

Kar Psikolojisi

İnsan kar böyle güzel güzel yağarken, sabahın köründe uyanıp işe gider mi? Öğlene doğru uyanacaksın. Uzun uzun kahvaltı edeceksin. Çıkıp biraz kartopu oynayacaksın. Eve dönüp şöyle güzel bir çorba pişireceksin. İçin ısınacak. Bir de mis kokulu bir kek pişirmeye girişeceksin. Çayı da demledin mi tamam. İşteyim ya. Var mı böyle bir şey. 1 Saat erken çıkacağız ama zaten yol 2 saatimizi yiyecek, eve gene aynı saatte varacağım. Öffff.

Yardım Ricası

Geçen hafta çok yakın bir iş arkadaşımın babası vefat etti. Kamu görevlileri emekli sandığından emekli maaşı alıyordu. Arkadaşımın annesi de bu emeklilik kaydından faydalanarak kanser tedavisi görüyordu. Bugün öğrendik ki baba vefat edince emekli maaşı anneye devrolana kadar devlet kanser ilacını ödemeyi kesiyormuş. İlacın fiyatı 7,000 TL civarı. Eczane de emeklilik işlemleri hallolana kadar ilacı ödünç vermedi. Biz bir yandan emeklilik işlemlerini hızlandıracak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ancak annenin elinde bu Anfinitör kanser ilacı da sadece 1 günlük doz kalmış. Yarın ilacını içemeyecek. Eğer aynı tedaviyi görenlerden borç olarak ilaç temin edebilirsek devir işlemleri olunca ilaçları aldığımız kişiye iade edeceğiz. Zaten devir işlemleri uzun sürerse de bir şekilde kredi kartlarını falan birleştirip ilacı satın almak zorunda kalacağız. İstanbulda yardımcı olabilecek, borç ilaç verebilecek tanıdıklarınız varsa bana mail atarsanız telefonlaşarak iletişim kurabiliriz. Şimdiden teşekkürler.

Günler

23 Ocak Pazartesi günü Yaman sünnet oldu. Hala bunun hayatımın en büyük hatası olduğunu düşünüyorum. Hala keşke yaptırmasaydım diyorum. Neyse oldu da bitti maaşallah diyelim. Kurcalamayalım, düşündükçe içimi saran pişmanlık büyüyor. Bu katliamın yarattığı travmayı Yaman'la birlikte atlatmaya çalışıyoruz. Yaman üç gündür yatıyor. Bu tatilin bir güzel yanı aylar hatta yıllardır bekleyen ev işlerini halletmemiz oldu. Büyük bir temizlik yapıldı. Kablosuz internete geçiş yapıldı. Bilgisayar ve laptop tamir edildi. Yaman yatakta psp ve laptopla oyalanıyor. Yarın çamaşır ve ütü işlerimi halledeceğim. Cuma günü hep uyumak istiyorum. Cuma gecesi kek ve kurabiye pişireceğim. Cumartesi sabahı da mercimek köftesi yapacağım. Ablamlar, annemler de börek, poğaça, dolmalar sarıp getirecekler. Küçük Halası da gelecek Ayvalık'tan. Belki bu ufak ev partisi iyi gelir. Bilmiyorum.

Hrant İçin, Umutlu Olmak İçin

Kahvaltımızı yapıyorduk. Haberlerde Hrant Dink davasında mahkemenin örgüt bağlantısı yok kararı geçti. Haber detaylarını dinlerken Yaman; "anne o zaman Hrant Dink öldürüldüğünde ben 4 yaşındaymışım" deyiverdi. Yaman'ın matematik hesabı canımı yaktı. Biz 5 yıldır umutla bu davanın sonuçlanmasını, adaletin yerini bulmasını bekliyorduk. Ama adalet bir türlü işlemiyordu. Ben çocukken de işlemiyordu, büyüdüm, çocuğum oldu, o büyürken de işlemiyor.

Umudumu kaybetmek istemiyorum.

Yoksa çocuğumu nasıl büyütürüm?


5 Yıl Önce

5 Yıl Sonra

DipNot: Hrant İçin Blog

Yok Böyle Bir Şey

Abicim Çorluda bile çocuklar için seramik ve heykel atölyesi var, İstanbul Anadolu Yakasında yok. Sinir. Benim bu yıl Kadıköy'e falan taşınmam şart. En azından ulaşımım biraz rahatlar. Mecburen karşıya geçicem bu tür şeyler için.

Hafta Sonu Filmi


Saçlarımı bu kızınki gibi kestirdim. Ama sanırım benimki biraz daha kısa oldu. Bir ara Yaman'a çektirip koyarım fotoğrafımı. Film için tık.
Not: Peri bu hafta benim için kayıp köpekler haftası oldu.

Sünnet Ritüelleri


İzzet beni bir şey için ikna etmenin günler, aylar ve hatta yıllar süreceğini çok iyi bilir. Bu nedenle bana teker teker gelir. Son gelişinde aramızda gelişen muhabbetten sonra beni benden bile iyi tanıdığına karar verdim. Tamam dedim. Şubat ayında sünnet işini hallediyoruz. İzzetin gözleri, Mehmet bir yandan, kendisi bir yandan sonunda beni sünnete ikna etmeyi başarmanın zaferiyle parladı. Ve bir sonraki adıma geçmenin zamanı olduğuna karar verdi. Aslı dedi, peki ya sünnet kıyafeti? Hemen gözlerim devrildi, tabii şimdi kıyafet, onu da kabul edeyim bir de düğün diye tutturun. Yok artık. İzzetin gözleri daha da zekice parladı. Son mızrağı saplamanın zamanı gelmişti işte. Bir anneyi, hem de benim gibi hastalıklı bir anneyi can evinden vuracak sihirli sözcüğü gayet iyi biliyordu. Ama Aslı dedi, benim hayatımın en büyük travması budur. Ne yani senin hayatının en büyük travması sünnetinde kaftan giyip, asa taşımamış olman mı dedim. Başladı döktürmeye, bütün arkadaşları o kıyafeti giyecek ama senin oğlun giymeyecek. Ve çocuk neden benim de diğerleri gibi bir ailem yok diye üzülecek. Bu ciddi bir TRAVMA. Hayır dedim. Kocaman bir hayır. Bir yandan da travma sözcüğü beynimde yankılanıyordu. Travma.travma.travma.travma. Yaman’a asla bir kaftan giydirmeyeceğim, asa taşımayacak. Hayır. Adamın buna da çözümü vardı. Tamam Aslı evet hilafet çoktan kaldırıldı diyorsan, o zaman asker kıyafeti giydir, denizci falan. Allahım bu bir şaka olmalı. Şimdiye dek bu konuya hiç kafa yormadığım için farkına varmamışım. Sünnet kıyafetlerindeki bu padişah ve asker modası, ailelerin siyasal görüşlerindeki farklılıklar sonucu ortaya çıkmış meğer. Tamam da Komünistler ne giydirecek o zaman? Madem öyle gerilla üniforması giydirip, Che beresi takalım. İzzetçiğim nihayet sünnet tarihi belli oldu. 23 Ocakta sünnet işini hallediyoruz. Che beresi bulamadım ama bir arkadaşımın oğlunun asker üniforması varmış, özellikle onu giydirip, stüdyoya götürüp fotoğraf çektirip sana göndereceğim. Hiç bekleme blogda yayınlamayacağım. Sadece senin evinin duvarında sergilemen için çektireceğim o fotoğrafı. Ha bir tane de ufak fotoğraf bastırayım ki Ergenekoncu kocam da cüzdanında taşısın.

Unutulmaz Anlar


Bu masal kitabını ilk elime aldığımda, çocuklara okul öncesi değil, okul zamanında okunması gerektiğini düşünüp bir kenara ayırmıştım. Böyle ayırıp ayırıp sonra unutuyorum. Ama bir şekilde karşıma çıkıyor işte. Son günlerde kahkaha atmaya çok ihtiyacımız vardı. Kıkırdaya kıkırdaya okuyoruz. Tarık Dursun K. klasik masallara cover yapmış. Ama ne cover. Öyle eğlenceli ki. Her haftalık bölümün başındaki uzun tekerlemeler, her masalın girişindeki kısa tekerlemeler, o beklenmedik söz oyunları yok mu? Böyle oyunbaz cümleler Yamanı büyülüyor. Bazen benim dilim dönmüyor, tekerlemeye, yarış ediyoruz. Bir o okuyor, bir ben okuyorum. Dün gece bir tekerlemeyi takılmadan okuyabilmek için sayısız deneme yaptık. Ama her ikimiz de takılmadan okumayı başaramadık.

Bakalım siz başarabilecek misiniz? Hayıııırrrr. İçinizden değil sesli okuyacaksınız. Hayıııııırrr. Yavaş değil hızlı okuyacaksınız. Öyle dedem de okur.

~Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir ak kıl kuyruk kırk oğul, kara kıl kuyruk kırk oğuldan korkarmış.

Ak kıl kuyruk, kırk oğulmuş, demiş; "Gel, bu koltuğa gir, ey kara kıl kuyruk kırk oğul!"

Derler ki; karatavuğu korkutan kırgındır, kar karakargayı gışgışlamıştır. Böyle böyle derler, böyle böyle yaparlar, insanı masala başlatırlar:~

Hadi tamam acıdım size, daha kolay bir mani veriyorum. Rahat.

~Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kilimim vardı; her yeri kaplardı, kar derlerdi adına, suyu kaplamazdı.

Bir tas yoğurdum vardı; etrafı kıllıydı, göz derlerdi adına, yarısı ak yarısı karaydı.

Bir sarığım vardı; adına yol derlerdi, sarardım sarardım, tükenmezdi.

Bir taş attım, kuşu vurdum; adına rüya derler, attığım taş değil, vurduğum kuş değildi.

Taşları topladım, hopları hopladım, masalıma başladım:~

Ucuz Etin Yahnisi

Avea'ya geçtim pişmanım. Meğer hiçbir yerde çekmediği için ucuzmuş.

Hoş Geldin 2012

*Bu yıl maddi sıkıntılar nedeniyle kimseye hediye alamadım. İş yerinde sanki herkes sözleşmiş gibi, birbirleriyle yarışırcasına pahalı hediyeler alarak beni utançtan yerin dibine soktular. Hediyeleri eve zor taşıdım.

*Yılbaşı gecesi mutlu olmalıyım stresi, alkolün gevşetici etkisiyle de birleşince melankolimi tetikliyor. Ne kadar mutsuz bir insan olduğumu hatırlayıp ağlama krizlerine girmeme neden oluyor. Bir dahaki yılbaşı gecesi bana hayatımla ilgili muhasebeler yaptıracak ortam oluşturmamak için saat 21.00 itibariyle yatağa girip horul horul uyuyacağım.

*Kim demişti hatırlamıyorum; annesi mutsuz olan çocukların mutlu olması mümkün değildir. Ahhhhh bu baskı, işte bu baskı. O zaman özünde mutsuz olan insanların çocukları mutsuzluğa mahkumdur öyle mi? Ah benim bahtsız yavrum. İyi de böylesine geri zekalı bir dünyada insan nasıl mutlu olabilir ki?

*Klasik olarak Hakan Kırkoğlu'nun yeni yılla ilgili burç yorumlarını okudum. Uranüs'ün bizi ani şekilde aydınlatan, gerçekleri gösteren, özgürleşmemizi sağlayan gücünü bir an önce göstermesini bekliyorum. Yıllık burç yorumunuzu okumak için tıklayın.

*A sanırım Uranüs etkisini göstermeye başladı. Yılın ilk filmi hakikaten katliam gibi denk geldi. Kendimi konumlandırdığım bu dünyada özellikle böyle doğallığını yitirmiş, böyle takıntılı ve böyle hastalıklı hissediyorum.


*2012'den sadece iki dileğim var; 2012 yılını da devirecek güç ve iyimserlik.

Kriz


Arkadaşlar, size 10 puanlık uzman sorusu. İğdeyi kabuğuyla mı yersiniz, sosyetik bir şekilde kabuğunu ayıklayarak mı? Bu sorun bizim evliliğimizde ciddi bir kriz yarattı. Birbirimizin iğde yeme şekline gıcık kapıyoruz ve sürekli iddialaşıyoruz. Bugün blogumu bu konuyu aydınlatmak için kullanmaya karar verdim.

Yılbaşı Yemeği


Arkadaşlar yılbaşı gecesi için ne pişireceksiniz? Benim beynim durdu.