Böyle Bir Yaza Hazırlan
Klasik Bir Ballıca Günü
Rembrandt ve Çağdaşları
Taaa 22 Şubat'tan beri ha bu hafta giderim, ha önümüzdeki hafta giderim derken, az kalsın kolleksiyon Hollanda'ya geri dönecekti. Neyse ki bugün attık kendimizi dışarı. Erkenden yollandık. Yağmur var demişlerdi ama hava nefisti. Bu arada yukarıdaki pozu benim vermem gerekiyordu. Çünkü figür kadınmış aslında. Bu portreyi ciddi ciddi erkek portresi sanıyordum. Kadınmış. Feci çirkin bir kadın oluyor bu durumda. Ancak 1600'lü yıllarda betimlenen bütün Felemenk kadınları böyle valla. Demek ki çirkinlermiş kardeşim.
Ve sesli kılavuzu takdimimdir. Ya ben her müze gezisinde insanların ellerinde bu sesli kılavuzu görüp düşünürdüm. Bu ne anlamsız bir şey, fotoğrafların yanında zaten açıklamaları yazıyor. Acaba Türkçe İngilizce dışında farklı dünya dillerinde mi anlatıyor falan diye düşünüyordum. Yaman anne biz de alalım dedi. Gitti iki tane kaptı geldi. Yahu bu alet her tabloyu en ince ayrıntısına kadar uzuuuun uzuuuun anlatıyormuş. Resmen resim okuması yapıyor. Yaman kilitlendi tabii. Okuması güçlü değil ama dinlemesi acayip gelişkin. Herhalde bir işlev güçsüzse diğer işlev mecburen aşırı güçlü oluyor. Normalde her resme iki dakka bakıp hadi gidelim diye tutturan çocuğu bu sefer müzeden zor çıkardım. Müze çıkışında resimlerin hikayeleri üzerine uzun uzun konuştuk. Evde heyecanlandığı resimleri halasına da anlattı. En altta onu en çok heyecanlandıran resim ve resmin sesli kılavuzdaki hikayesi yer alıyor.
Bir sürü sürprizli, mesaj kaygılı tablo var. Mesela birinde yanında bir fahişenin uyukladığı ayyaş bir adam paltosunun çalınmakta olduğunun farkında bile değil. Adamın sırtını dayadığı duvarda asılı baykuş resiminin altında da bir özdeyiş; Dinlemek istemeyene yardım etmeye ya da onu aydınlatmaya çalışmanın anlamsız olduğu yazılı.
Kolleksiyonda ayrıca dönemin eşyaları, objeleri de yer alıyor. Bardaklar, tabaklar, seramikler, baharatlıklar, süs eşyaları, cenaze şiltleri ve daha neler neler. Bir sürü fotoğraf çektim, çok ilginç objeler vardı. Ancak flaş yasak olduğundan bir çoğu net değil. Net olanlardan 1-2 örnek koyayım bloga. Ama anlatmakla bitecek gibi değil. Mutlaka gidilmesi, görülmesi gereken çok önemli bir kolleksiyon. Buraya koyduğum üç beş resim/obje sizi aldatmasın. Orada koca bir dünya var.
Bu çok ilginçti. Çocuk oyunları desenli seramik karolar. Bunlar evlerde genellikle ocağın çevresinde kullanılırmış.
Aşağıdaki kupa'nın hikayesini müzenin bilgilendirme levhasıyla birlikte çektim. Bana çok enteresan geldi. Adamlar çocuklar gibi eğleniyormuş ayol.
Ve işte Yaman'ı en çok etkileyen tablo ve hikayesi:
Sabah Müzikleri ve Haberler
Sabah radyoda dinledim: Yıllardır şiddet gördüğü kocasını öldüren kadın tahliye edilmiş. Bu karar adi herifleri durdurur mu? Keşke.
Beyyliiz Candır
Android
Araştırma Soruşturma
Yorgun
Kutlama
Dilek Günü
Tesadüf eseri tenha ve çıkışı çok rahat bir yol bulduk. Çok kolay ulaştık tepeye.
Yaman yol boyunca çiçekler topladı, kelebekleri kovaladı.
Çok güzel bir baharı karşılama seremonisi gibiydi. Kiliseye giriş kapısındaki izdihamda linç ediliyordum. Yaman'la Halası fizik avantajları sayesinde kalabalıktan rahatça sıyrılıp içeri girmeyi başardılar. Ama ben bu iri yarı bedenle bi gıdım ilerleyemedim. Bugün kendime söz verdim. En az 15 kilo vereceğim ve bir daha almamak için de ne gerekirse yapacağım. Girişte mum yakılıyor, kilisede herkes kağıda dileklerini yazıp kutuya atıyor. Yaman gizli gizli yazdı, hiçbirimize göstermedi. Ben yazarken de dedi ki anne dileklerinin arasına şunu da yaz; çocuğumun bütün dilekleri gerçekleşsin. Bu pratik öneri çok işime geldi, benim ve tüm sevdiklerimin bütün iyi dileklerinin gerçekleşmesini diliyorum yazdım. Hmmm ama dönüş yolunda spesifik bir dilek dilemeden de geçemedim.
Alive
Bugün için çok güzel planlarım vardı. İlk durak Karaköy, güzel ballı börekli bir kahvaltı ve Van Gogh Alive sergisiydi.
Bu sergiye gelmeyi özellikle Yaman için çok istiyordum. Yaman görmeyi, dokunmayı, hissetmeyi, içinde olmayı seven bir çocuk. Bu bakımdan serginin tam Yaman'a göre olduğunu düşündüm. Bir kere gerçek tabloların sergilenmiyor oluşu bizim için harika. Adam dokunmak istiyor çünkü. Ayrıca resimlerin dev boyutlarda ve inanılmaz bir netlikte duvarlara yansıtılması eğitsel açıdan da bir fırsattı. Duvarlara resimlerinin yanı sıra, mektuplarından alıntılar da yansıtmışlar. Yıllar yılı niyetlenip niyetlenip sonradan unuttuğum için bir türlü Theo'ya Mektuplarını alıp okuyamamıştım. Yansıtılanları okurken Van Gogh'un aynı zamanda çok iyi bir yazar olduğunu düşündüm. Çok güçlü, en az resimleri kadar etkileyici cümleler.
Seçilen muhteşem klasik müzik parçaları eşliğinde o devasa resimlere bakıp, alıntıları okuyup büyülenmemek mümkün değil.
Evet gelelim en can alıcı noktaya. Sergi giriş ücreti 0-12 yaş ücretsiz, öğrenci 8 TL, yetişkin 15 TL. Bana bu aralar her şey pahalı geliyor. Sanatın kıymeti parayla ölçülemez helbet ama pahalı geldi. Hemen yanda İstanbul Modern var mesela, hadi bir de orayı gezek dedik, oranın girişi de 15 TL olmuş. Hülen bari Van Gogh sergisini gezenlere bir daha bilet kesmeyin. Girmedik valla. Sabancı Müzesine Hollanda'dan özel kolleksiyon gelmiş, Rembrandt ve Çağdaşları Sergisine gitmeye karar verdik. Hem oraya davetiyemiz de vardı. Ancak saatlerce otobüs bekledik. Nedense otobüslere kıran girmişti. Emirgana kadar gidemeyeceğimizi anlayınca o zaman Ortaköye gidelim dedik. Ancak Ortaköy'ün mahşeri kalabalığına girince anladım ki insan 22 yaşından sonra Ortaköy'e gitmemeli. Oradaki mafyöz çay bahçelerini, pislik içindeki yeme içme yerlerini, birbirinin aynı beş para etmez takıları bi dünya fiyata kakalamaya çalışan tezgahları unutmuşum hep. Sahi artık farklı bir kolye bulamıyorsun. Bulursan da o kolye kesin tasarım kolye oluyor ve insanın dudağını uçuklatan fiyatlara satılıyor. Çok mu cimrileştim ben? Bilmiyorum. Ama yaşlanıyorum orası kesin. Ayaklarım bu vücudu taşımıyor artık. Gerçi bunda sigarayı bıraktıktan sonra aldığım kiloların* da payı olabilir. Şu anda ayaklarımı tepeye diktim, yarın Ada yollarında beni ortada bırakmasın diye dinlendiriyorum. Evet ilk kez 23 Nisan'da Büyük Ada'ya gideceğim. Bakalım dilek dileyelim, şu işten kurtulmak için ne gerekirse yapalım. Acaba tepeye kadar hiç konuşmadan yürümeyi başarabilecek miyiz? Bakalım. Biraz daha dinleneyim sabah için ekmek pişireceğim. Ada'ya yolluk olarak, keçi peynirli/kurutulmuş domatesli sandviçler hazırlayacağım.
*Et yemeyenler bu Dukan diyetini nasıl yapacak bilen var mı aceba?
Nooluyoruz?
MUBİ Günlük Taze Film!
Ama mesela bir Sex & The City 2’yi hiçbir zaman görmeyeceksiniz bu platformda. Bundan iki yıl önce Kanat Atkaya yazmıştı MUBI'yi. O günden beri Türkiye'ye ne zaman gelecek diye yollarını gözlüyordum. Sonunda başladılar. Şu anda Türkçe alt yazı sorunu var. Bununla ilgili MUBI destek hattına yazdım. Hemen cevap yazdılar. Türkçe alt yazı özelliğini eklemeye başlamışlar. Mesela bu günün filmi olan Kim Kiminle Nerede?(Woody Allen) filminde Türkçe alt yazı mevcut. İngilizce sorunu olmayanlar için zaten sorun yok. Bir güzellik de şu ki, İstanbul Film Festivali aynı anda ücretsiz olarak MUBI'de yayınlanıyor. Evet festival sinemada olur kardeşim dediğinizi duyar gibiyim ama MUBI festivali internete taşıdı. Bence hiç de fena olmadı. Her güne yeni bir film için ayda sadece 4.99 TL fiyat bana çok mantıklı geliyor. Umarım Türkçe dublaj sorununu çabuk çözerler.
Şu anda denemek için Facebook hesabınızla MUBI'ye giriş yapıp 7 gün ücretsiz film izleyebilirsiniz.
Yaman'ın İsim Annesi

Yıllar yılı Yaman Okay'ı ve yaşadıkları aşkı öyle güzel anlattı ki, hep bir gün oğlum olursa bu kadar çok seven ve bu kadar çok sevilen bir adam olsun diye geçirdim içimden. Yaman'a ismini veren Meral Okay oldu aslında. Ben çok etkilendim onun aşkından. Hem Yaman Okay'a olan aşkından, hem yaratma aşkından hep etkilendim.
Plaza Manzaraları
Mutfakta bir makine var çikolatalı capuccino bile servis ediyor. Plazanın her köşesi ikili ikili sohbet eden mini etekli kızlarla dolu. Genel konular meridyen terapisi, baş ağrısını geçirmek için reiki enerjisi kullanma, bilinçaltına yönelik subliminal mesajlar, saç modelleri, ruj renkleri, sürme çekmenin püf noktaları (ay kirpiklerinin arasına tozlu kalın bir çubuk sokup gözlerini kapatıp çektiriyorlar) ve pilates egzersizleri. Bugün mutfakta kızlardan biri bacağını uzatıp bak bu hareket iç bacak çalıştırıyor dedi, öbür kız da ben dış bacak çalışıyorum dedi. Dönüp bakmamak için kendimi zor tuttum dolayısıyla hareketleri öğrenemedim. Plaza insanı olacaksam taşralılara özgü arkadaş canlısı davranışlarımdan kurtulmaya çalışmalıyım. Genelde insanlar çevrelerine ilgisiz, fazla kendi alemlerinde takılıyorlar. Meraklı bakışlara hayırdır arkadaşım edasıyla baktıkları da oluyor. Oysa her şeyleri aynen arzu ettikleri gibi o kadar ilgi çekici ki, insan gördükleri ilgiyi doğal karşılamalarını bekliyor. Binanın sadece 6 katı benim çalıştığım kuruma ait. Geri kalan katlar çeşitli çok uluslu şirketlere kiralanmış. Çok yabancı var. Ben asansöre binmediğim için kaç katlı bir bina olduğunu
bilmiyorum. Evet 6.kattayım ve 6 katı merdivenle çıkıyorum. Sabah, öğlen, akşam sadece merdivenleri kullanıyorum. Belki bu sayede sigarayı bıraktıktan sonra aldığım 6 kiloyu verebilirim. Akşamları eve önceki iş yerime göre 45 dakika erken geliyorum. Yaman'ı alıp hemen parka çıkıyorum. Ben şu havada yürüme aletiyle spor yaparken, Yaman da arkadaşlarıyla oynuyor. Belki bu sayede, sigarayı bıraktıktan sonra aldığım 6 kilodan önceki fazlam olan 10 kiloyu da verebilirim. Tamam toplam 16 kilo vermek büyük hayal. Olsun, umut insanda.
Plaza İnsanı
Öfffff
Orangutanlar Üzerinden Felsefe

Animal Planet kanalında Orangutan Adası diye bir belgesel var. Bana göre acayip gereksiz bir program. Bir grup araştırma görevlisi orangutanların doğumlarından itibaren yaşamlarını inceliyor, o kadar ayrıntılı ki, orangutanlar için ayrılan doğal ortam, fiziksel gelişimleri, sosyalleşme becerileri, başlarından geçen olaylar ve hatta geri dönüşlerle hatırlatmalar bile yapıyorlar, işte yavruyken nasıldı, sakatlanmadan önce nasıldı, araştırmacıların büroları, bütçeleri bilmem ne, gereksiz dökümanter bir program. Yaman bu belgesele bayılıyor. Animal Planet’in bütün belgesellerini seviyor ama Orangutan Adasını başka türlü seviyor. Her sabah kahvaltı ederken mutlaka bu belgeseli izliyor. Ben orangutanları ayırt edemezken Yaman hepsinin ismini ezbere biliyor. Şimdi orangutanlar aşırı çoğaldıkları için onlara ayrılan doğal yaşam alanı yetmez oldu, araştırmacılar da yetkili mercilerden yeni bir yerleşim alanı talep ettiler. Bir yandan da orangutanları inceliyor, yeni yerleşim alanına gidecek olanları belirliyorlar. Öyle rastgele götürmüyorlar. Ben arada mutfağa gidip geldiğimden tam izleyemediğim için olayı anlayamadım. Neye göre seçtiklerini sordum. Yaman sosyalleşme becerileri gelişenler özgürleşiyor dedi. (Nedense yeni yere gidecek olanların daha özgür olacağını düşünüyor) Öyle şey olmaz dedim, sosyalleştikçe özgürleşilmez tutsaklaşılır. Hayır annecim dedi, sosyalleşenlerin hayatta kalma becerileri de daha gelişkin oluyor. Yeni ortama daha rahat uyum sağlıyorlar. Bence dedim bunun sosyalleşmekle alakası yok, kişisel becerilerinin gelişimiyle ilgili. Yoksa görmüyor musun, iktidar mücadeleleri, kavgalar, gürültüler, gereksiz bir yığın ilişki. Sosyalleşmek özgürleştirmez tutsaklaştırır. Başkalarının doğrularına mahkum eder. Hayır anne dedi anlamıyorsun, sosyalleşenler birbirleriyle yardımlaşıyorlar. Yardımla hayatın kurtulabilir. Yardımlaşmakla tutsaklığın ne alakası var? Sadece kavga edenleri görüyorsun, sarılıp öpüşenler de var. Bu sabah anladım ki yanılmışım, meğer belgesel hiç de gereksiz değilmiş.
Ayrıca ben bu aralar neden böylesine karamsarım bilmiyorum.
Durumlar
Sokak Kedileri

Yaman'a kedi alamadığım için vicdan azabı çekiyorum. Ama gerçekten gücüm yok. Çektiğim azabı biraz olsun hafifletmek için Yaman'la her hafta sonu sokak kedilerini besleme ve sevme turları yapıyoruz. Bugün besleyemedik, çünkü sabah çıkarken yiyecekleri evde unutmuşum. Sadece sevgiyle yetindiler.
Ne Sanıyordum Ki!
Güneşi Kaçırma

Ödevlerini bitirmeden dışarıya çıkamazsın dedim. Odasına kapandı. Sonunda çıktı ve şöyle dedi, anne sadece sekiz soru kaldı ama ben güneşi kaçırmak istemiyorum. Haklıydı. Çıktı arkadaşına baktı, bulamadı, tek başına gezinip durdu, bir ara camdan parka doğru seslendim, beklemediğim bir şekilde sesi aşağıdan geldi, baktım bahçede uzanmış sapan yapmaya çalışıyor. Otur da bir poz ver dedim. Ayakkabıları çamur içinde, elinde bir dal parçası saatlerdir oyalanıyor. Seviniyorum. Hiçbir reklamdan etkilenmemesi, oyuncak diye tutturmaması, kendi oyuncaklarını kendisinin yaratması beni mutlu ediyor. Hem çok da ekonomik buluyorum:) Tüketim toplumuna uygun bir çocuk olmadığı için mutluyum.
Yatak Döşek
Fotoğrafımı çizgi romana dönüştürdüğüm için öyle durmuyor, gerçekten dudağım öyle bükük. Öyle mutsuzum ki. Öyle dertliyim ki. Öyle hastayım ki.İşimle ilgili üzücü gelişmeler oldu. O kadar üzülmüşüm ki, daha on gün önce bitmesine rağmen tekrar regl periyodum başladı. Aynı ay içinde ikinci kez çekilir gibi değil. Üstüne bir de alnımı koca koca sivilceler bastı. Ergenliğimde bile böyle sivilce dökmemişimdir. Göz göz oluyorlar, sonra patlayıp yaraya dönüşüyorlar. Bademciklerim iltihaplandı. Boğazım kocaman şişti, burnum tamamen tıkandı. Ne ağzımdan, ne burnumdan nefes alamıyorum. Üç gecedir uyumuyorum. Soluk alabilmek için adeta can çekişiyorum. Üzüntüm etimden kemiğimden fışkırıyor. Çok metafizik gelse de psikolojik durumun bedeni etkilediğine sonunda inandım.
Tasarım

Soldaki İKEA tasarımı, sağdaki de benim tasarımım. Yazıcıdan A4 dosya kağıdına siyah beyaz fotoğraflar bastırdım. Laminasyonda sorun olmaması için kalınlaştırmak gerek, fotoğrafların arkasına aşırı kalın olmayan bir karton yapıştırdım. Sonra da lamine edip deldim. Ben deliklerden kendir ip geçirerek birbirine eklemeyi düşünmüştüm. Ama Mehmet plastik kelepçeyle birleştirmeyi önerdi. Fena da olmadı.

Bundan sonraki John Lennon-Yoko Ono serisi olacak.

Bir de çocuk fotoğrafları serisi yapmak istiyorum. Bakalım.
Yaman durur mu?
Hemen girdi devreye kendi tasarımıyla verdi pozunu.
Denişik Düşünceler
Sen varsan her şey vardır. Sen yoksan zaten her şey bitmiş demektir.
Yeni Dönem

Hikayesi kadar boyutlarının da üzerinde özellikle durdum. Çünkü devasa boyutlardaki bir tablo çocuklara daha da ilgi çekici geliyor. Ben asıl amacı poster ve reprodüksiyon satmak olan olan All Poster sitesini yaptığımız çalışmaya çok uygun buldum. Hem içeriği zengin, hem de resimleri büyütme ya da kısım kısım büyüteçle inceleme yapma imkanı sağlıyor. Üstelik sitenin daha başka güzellikleri de var, tabloyu oda içine yerleştirerek, dekoratif duruşunu inceleme şansı da veriyor.

İkinci ressamımız benim en sevdiğim Matisse. İkarus'un mitolojik hikayesini okuduk, ardından bu hikaye üzerinden resmi yorumlamaya çalıştık. Çok keyifli geceler geçirmeye başladık. Yalnız benim tuvalete gittiğim bir kaç dakikayı, gizlice Facebook'a girerek değerlendirmeye çalışmasına gıcık kapıyorum. Bugün çok konuşkanım ama bu Facebook maceralarımızı da başka bir gün anlatayım.
*Bedri Rahmi bu yazıyı 1940'larda yazdığı için, yabancı ressamların eserlerinin renkli veya siyah beyaz kopyalarının ülkemizdeki eksikliğinden dem vuruyordu. Fotoğrafın ve sinemanın imkanlarına övgüler düzdüğü yazılarından anlıyorum ki, Bedri Rahmi internet çağına erişmiş olsa, dünyanın en bahtiyar hocası olurdu. Bu teknolojinin içine doğanlar için internetin derin bir anlamı yok. Ancak bizim gibi bu imkana yeni kavuşmuş kimseler için çok kıymetli bir kaynak. Geçen akşam eve geldiğimde Mehmet bilgisayarda çizgi roman okuyordu. Yemek yedin mi, naapıyorsun burada diye sorunca, yüzünde mutluluk dolu bir gülücük ve minnetle, ulan bu veletler ne şanslı, benim çocukluğumda internet diye bir şey olsa ne kadar mutlu bir çocuk olurdum dedi. Ancak Mehmet çocukluğunu kütüphanelerde tüm klasikleri okuyarak geçirmiş bir tip. Şimdiki çocuklarsa ya oyun oynuyor, ya Face'te takılıyor. Yasak getiremiyorum, sadece sınırlandırmaya çalışıyorum. Yasak daha cezbedici bir hale getirmekten başka bir işe yaramıyor çünkü. İnternetin insanın zamanını çalan yönünü anlatmaya, doğru kullanımı konusunda uyarmaya çalışıyorum. Bu konuda Selen'den çok işe yarayan bilgiler edindim. Çocuklar için internet güvenliği konusunda önemli bilgiler içeren okul bültenini gönderdi. Çocuklarımızın interneti kullanırken hangi konulara dikkat etmeleri gerektiğini madde madde yazmışlar. Mesela internet üzerinde, sosyal paylaşım sitelerinde; adres, telefon v.b. kişisel bilgiler paylaşılmaması, aile fertlerinin işi, kendisinin hangi okulda okuduğu gibi spesifik bilgiler paylaşmaması, rahatsız eden bir mesaj veya bilgi geldiğinde hemen aileyle paylaşılması gerekliliği, şifre bilgisinin kimseye, en iyi arkadaşına dahi verilmemesi, bilgisayarın zarar görmemesi için yazılım v.b. indirmeden aileyle paylaşılıp, kontrolden geçirilmesi ve daha bir çok konuda zihin açıcı uyarılar var. Keşke bizim okullarımızda da bu tür bültenler yayınlasalar. Bir de Basit Bir Yaşam'ın blogundaki şu yazısında da faydalı bilgiler yer alıyor. Ayyyyhhh bitiremedim yazıyı. Yok yok bu facebook olayını masaya yatıran yazıyı başka bir gün yazacağım. Çok konuştum. İşim var, gücüm var. Gittim.
Lütfen Çalışkan Biri Olayım
Önemli Not
Kar Psikolojisi
Yardım Ricası
Günler
Hrant İçin, Umutlu Olmak İçin
Umudumu kaybetmek istemiyorum.
Yoksa çocuğumu nasıl büyütürüm?

5 Yıl Önce
5 Yıl Sonra
DipNot: Hrant İçin Blog
Yok Böyle Bir Şey
Hafta Sonu Filmi

Saçlarımı bu kızınki gibi kestirdim. Ama sanırım benimki biraz daha kısa oldu. Bir ara Yaman'a çektirip koyarım fotoğrafımı. Film için tık.
Not: Peri bu hafta benim için kayıp köpekler haftası oldu.
Sünnet Ritüelleri

İzzet beni bir şey için ikna etmenin günler, aylar ve hatta yıllar süreceğini çok iyi bilir. Bu nedenle bana teker teker gelir. Son gelişinde aramızda gelişen muhabbetten sonra beni benden bile iyi tanıdığına karar verdim. Tamam dedim. Şubat ayında sünnet işini hallediyoruz. İzzetin gözleri, Mehmet bir yandan, kendisi bir yandan sonunda beni sünnete ikna etmeyi başarmanın zaferiyle parladı. Ve bir sonraki adıma geçmenin zamanı olduğuna karar verdi. Aslı dedi, peki ya sünnet kıyafeti? Hemen gözlerim devrildi, tabii şimdi kıyafet, onu da kabul edeyim bir de düğün diye tutturun. Yok artık. İzzetin gözleri daha da zekice parladı. Son mızrağı saplamanın zamanı gelmişti işte. Bir anneyi, hem de benim gibi hastalıklı bir anneyi can evinden vuracak sihirli sözcüğü gayet iyi biliyordu. Ama Aslı dedi, benim hayatımın en büyük travması budur. Ne yani senin hayatının en büyük travması sünnetinde kaftan giyip, asa taşımamış olman mı dedim. Başladı döktürmeye, bütün arkadaşları o kıyafeti giyecek ama senin oğlun giymeyecek. Ve çocuk neden benim de diğerleri gibi bir ailem yok diye üzülecek. Bu ciddi bir TRAVMA. Hayır dedim. Kocaman bir hayır. Bir yandan da travma sözcüğü beynimde yankılanıyordu. Travma.travma.travma.travma. Yaman’a asla bir kaftan giydirmeyeceğim, asa taşımayacak. Hayır. Adamın buna da çözümü vardı. Tamam Aslı evet hilafet çoktan kaldırıldı diyorsan, o zaman asker kıyafeti giydir, denizci falan. Allahım bu bir şaka olmalı. Şimdiye dek bu konuya hiç kafa yormadığım için farkına varmamışım. Sünnet kıyafetlerindeki bu padişah ve asker modası, ailelerin siyasal görüşlerindeki farklılıklar sonucu ortaya çıkmış meğer. Tamam da Komünistler ne giydirecek o zaman? Madem öyle gerilla üniforması giydirip, Che beresi takalım. İzzetçiğim nihayet sünnet tarihi belli oldu. 23 Ocakta sünnet işini hallediyoruz. Che beresi bulamadım ama bir arkadaşımın oğlunun asker üniforması varmış, özellikle onu giydirip, stüdyoya götürüp fotoğraf çektirip sana göndereceğim. Hiç bekleme blogda yayınlamayacağım. Sadece senin evinin duvarında sergilemen için çektireceğim o fotoğrafı. Ha bir tane de ufak fotoğraf bastırayım ki Ergenekoncu kocam da cüzdanında taşısın.
Unutulmaz Anlar

Bu masal kitabını ilk elime aldığımda, çocuklara okul öncesi değil, okul zamanında okunması gerektiğini düşünüp bir kenara ayırmıştım. Böyle ayırıp ayırıp sonra unutuyorum. Ama bir şekilde karşıma çıkıyor işte. Son günlerde kahkaha atmaya çok ihtiyacımız vardı. Kıkırdaya kıkırdaya okuyoruz. Tarık Dursun K. klasik masallara cover yapmış. Ama ne cover. Öyle eğlenceli ki. Her haftalık bölümün başındaki uzun tekerlemeler, her masalın girişindeki kısa tekerlemeler, o beklenmedik söz oyunları yok mu? Böyle oyunbaz cümleler Yamanı büyülüyor. Bazen benim dilim dönmüyor, tekerlemeye, yarış ediyoruz. Bir o okuyor, bir ben okuyorum. Dün gece bir tekerlemeyi takılmadan okuyabilmek için sayısız deneme yaptık. Ama her ikimiz de takılmadan okumayı başaramadık.
Bakalım siz başarabilecek misiniz? Hayıııırrrr. İçinizden değil sesli okuyacaksınız. Hayıııııırrr. Yavaş değil hızlı okuyacaksınız. Öyle dedem de okur.
~Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir ak kıl kuyruk kırk oğul, kara kıl kuyruk kırk oğuldan korkarmış.
Ak kıl kuyruk, kırk oğulmuş, demiş; "Gel, bu koltuğa gir, ey kara kıl kuyruk kırk oğul!"
Derler ki; karatavuğu korkutan kırgındır, kar karakargayı gışgışlamıştır. Böyle böyle derler, böyle böyle yaparlar, insanı masala başlatırlar:~
Hadi tamam acıdım size, daha kolay bir mani veriyorum. Rahat.
~Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kilimim vardı; her yeri kaplardı, kar derlerdi adına, suyu kaplamazdı.
Bir tas yoğurdum vardı; etrafı kıllıydı, göz derlerdi adına, yarısı ak yarısı karaydı.
Bir sarığım vardı; adına yol derlerdi, sarardım sarardım, tükenmezdi.
Bir taş attım, kuşu vurdum; adına rüya derler, attığım taş değil, vurduğum kuş değildi.
Taşları topladım, hopları hopladım, masalıma başladım:~
Ucuz Etin Yahnisi
Hoş Geldin 2012
*Yılbaşı gecesi mutlu olmalıyım stresi, alkolün gevşetici etkisiyle de birleşince melankolimi tetikliyor. Ne kadar mutsuz bir insan olduğumu hatırlayıp ağlama krizlerine girmeme neden oluyor. Bir dahaki yılbaşı gecesi bana hayatımla ilgili muhasebeler yaptıracak ortam oluşturmamak için saat 21.00 itibariyle yatağa girip horul horul uyuyacağım.
*Kim demişti hatırlamıyorum; annesi mutsuz olan çocukların mutlu olması mümkün değildir. Ahhhhh bu baskı, işte bu baskı. O zaman özünde mutsuz olan insanların çocukları mutsuzluğa mahkumdur öyle mi? Ah benim bahtsız yavrum. İyi de böylesine geri zekalı bir dünyada insan nasıl mutlu olabilir ki?
*Klasik olarak Hakan Kırkoğlu'nun yeni yılla ilgili burç yorumlarını okudum. Uranüs'ün bizi ani şekilde aydınlatan, gerçekleri gösteren, özgürleşmemizi sağlayan gücünü bir an önce göstermesini bekliyorum. Yıllık burç yorumunuzu okumak için tıklayın.
*A sanırım Uranüs etkisini göstermeye başladı. Yılın ilk filmi hakikaten katliam gibi denk geldi. Kendimi konumlandırdığım bu dünyada özellikle böyle doğallığını yitirmiş, böyle takıntılı ve böyle hastalıklı hissediyorum.

*2012'den sadece iki dileğim var; 2012 yılını da devirecek güç ve iyimserlik.
Kriz

Arkadaşlar, size 10 puanlık uzman sorusu. İğdeyi kabuğuyla mı yersiniz, sosyetik bir şekilde kabuğunu ayıklayarak mı? Bu sorun bizim evliliğimizde ciddi bir kriz yarattı. Birbirimizin iğde yeme şekline gıcık kapıyoruz ve sürekli iddialaşıyoruz. Bugün blogumu bu konuyu aydınlatmak için kullanmaya karar verdim.












